Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM 81. Genel Kurul Konuşması: Türkiye’nin Dış Politikası ve BM Reformu | Burak Can
Yazıldığı tarih: 23 Eylül 2026
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 16. kez Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden dünyaya seslendi.
Konuşmasının önemli bir bölümünü Gazze ve Filistin meselesine ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bu konudaki duruşunu bir kez daha ortaya koydu. Ancak çağrısı yalnızca Filistin ile sınırlı değildi; dünyanın farklı coğrafyalarında savaş, zulüm ve adaletsizlik yaşayan toplumlara karşı uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurguladı.
Konuşmanın ana eksenlerinden biri yine Birleşmiş Milletler’in mevcut yapısının reformuydu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun yıllardır dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” sözünü tekrar ederek, 190’dan fazla ülkenin iradesinin Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin kararlarına bağlı olduğu mevcut sistemi açık şekilde eleştirdi.
Benim açımdan da Birleşmiş Milletler’in reform meselesi artık ciddi şekilde ele alınması gereken bir konu. BM, dünyanın farklı coğrafyalarında ortaya çıkan krizlere yeterli cevap vermekte ve taraflar arasında uzlaşı sağlamakta uzun süredir oldukça başarısız bir karne ortaya koyuyor. Bugün Gazze’de yaşanan büyük insani yıkımı izlerken, yakın tarihte Bosna Hersek’te yaşananları ve Srebrenitsa soykırımını da unutmamak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM reformunun artık kaçınılmaz olduğunu savunmasını bu açıdan önemli buluyorum.
Konuşmada Türkiye’nin kendi coğrafyasındaki gelişmelere seyirci kalmayan ve çözüm süreçlerinde yer alma iradesi gösteren yaklaşımı da tekrar ortaya konuldu. Gazze’den Suriye’ye, Rusya-Ukrayna savaşından Balkanlar ve Kafkasya’ya kadar birçok başlıkta Türkiye’nin diplomasi ve diyalog kanallarını açık tutma iradesi vurgulandı.
Kıbrıs konusunda da Türkiye’nin devlet politikası açık şekilde tekrarlandı. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tanınması gerektiği ifade edilirken, uluslararası topluma Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler kurma çağrısı yapıldı.
Benim özellikle dikkatimi çeken bir diğer nokta ise Türk Devletleri Teşkilatı’na yapılan vurgu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Teşkilatın her geçen yıl daha da güçlendiğini dünyanın en önemli diplomasi kürsülerinden birinde ifade etmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na verdiği önemi açıkça gösteriyor. Türk dünyasının giderek daha kurumsal bir yapıya kavuşması ve bunun uluslararası platformlarda dile getirilmesi de ayrıca kıymetli.
Konuşma sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze ve İsrail politikalarına yönelik açıklamaları esnasında İsrail delegasyonunun salonu terk etmesi de kamuoyunun dikkatinden kaçmadı.
Bana göre burada esas olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyanın en önemli diplomasi platformlarından birinde kendi tezlerini, haklarını ve dış politika önceliklerini açık şekilde ortaya koyabilmesidir. Birçok devletin aksine bizim devletimiz gerektiğinde irade koyar, fikrini açıkça beyan eder ve kendi tezlerini dünyanın en büyük kürsülerinde savunur.